|
| |
I.Selaukos Nikator M.Ö. 22 Mayıs 300 tarihinde Antiokheia (Antakya) kentini kurdu. Başkent Antakya hızla gelişip bölgenin ticaret ve sanayi merkezi haline geldi. I. Selaukos döneminde su kanalları yapılarak Defne
(Harbiye) Çağlayanları’ndan Antakya’ya su getirildi.Şehirde su deposu ve dağıtım şebekesi yapıldı. Bu çalışmalar sonraki sonraki kral zamanında da devam etti. Aynı zamanda bir olimpiyatlar şehri olan
Antakya’da ilki M.Ö. 195 yılında olmak üzere M.S.6. yüzyıla kadar aralıklarda devam eden muhteşem olimpiyatlar düzenlendi. Antakya M.Ö. 64 yılında Antakya Roma İmparatorluğu’na katıldı ve İmparatorluğun Suriye
eyaletinin başkenti oldu.
M.S.1.yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hıristiyanlık Kudüs dışında ilk defa Antakya’da yayıldı, Hz. İsa’ya inananlara ilk defa burada “Hıristiyan” adı verildi. İlk kilise Antakya’da kuruldu. M.S.1.
yüzyılda Antakya nüfus bakımından
Roma İmparatorluğu’nun Roma ve İskenderiye’den sonra 3. Büyük şehir haline geldi. O dönemde küçük gemiler Asi Irmağı yoluyla Antakya’ya kadar gelebiliyordu.
395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölündü, Antakya Dofu Roma (Bizans) sınırları içinde kaldı.
Asi Irmağı ve Silpiyus Dağı arasındaki meyilli arazide kurulan Antakya 360 burçlu yüksek ve sağlam surlarla çevriliydi. Önemli anayolların kavşak noktasında bulunması ve El Mina, Seleukeia, İskenderun gibi
limanlara sahip olması nedeniyle hem maddi hem de kültürele yönden zengin bir şehirdi. Şehir içinde ve çevresinde birçok sanat yapıları, anıtlar,mabetler,tiyatro,hipodrom,hamamlar,agora geniş ve muntazam caddeler vardı.
Zenginlerin,önemli kişilerin evlerinin zeminlerini eşsiz sanat eserleri olan mozaikler süslüyordu.
|
|
|
|
surlar ve kaleler |
uzun çarşı |
Antakya tarihi boyunca depremlerle en çok yıkılmış şehirlerden biridir.
29 Mayıs 526 akşamı meydana gelen ve 250.000 kişinin öldüğü depremde Antakya ile birlikte Defne(Harbiye) ve Seleukeia Pieria (Çevlik) de yerle bir oldu. Antakya daha
sonra yeniden inşa edildi, fakat eski büyüklüğüne bir daha kavuşamadı.
Antakya ve çevresi 638 yılında İslam Ordusu tarafından fethedildi. 661-750 yılları arasında (Emeviler dönemi) Halep’e bağlı olan Antakya Abbasiler döneminde
de sakin bir devir yaşadı, Halife Harun Reşit Antakya’yı ziyaret etti. 843-849 yılları arasında İbn Ebu Davud harap durumdaki İskenderun Kalesi’ni tamir ettirerek kısmen yeniden yaptırdı.
877’de Tolunoğluları’nın, daha sonra Ihşit’lerin eğe menliği altına giren Antakya, 944 yılında Hamdanoğluları’nın Halep koluna bağlandı. 968 yılında Bizans Ordusu’nun kuşattığı şehir 969 yılında
teslim oldu. Böylece 331 yıl süren İslam dönemi sona ermiş oldu.
Abbasi döneminde bölgede önemli bir Türk nüfus birikimi gerçekleşmiş, daha
sonra doğudaki Selçuklu varlığı ve özellikle 1071 yılında Malazgirt’te Bizanslılara karşı kazanılan zafer Türklerin yörede yayılmasında büyük etken olmuştur. Batı Anadolu’da birçok fetihler yapan Kutalmışoğlu
Süleyman Şah Antakya Valisi Philaretos Brachanios’un kötü yönetiminden bıkan halkın ve yöneticilerini daveti üzerine 1084 yılında İznik’ten Antakya’ya ulaştı, 12 Aralık 1084 günü Antakya’ya girdi. Şehirde
kimseye kötülük yapılmadı. Süleyman Şah halkı bağışlayacağına dair söz verdi. Alman bütün esirleri serbest bıraktırdı. Bu durumu gören iç kaledekiler de direnmekten vazgeçip
12 Ocak 1085’te teslim oldular. Bir süre sonra kendisinden vergi isteyen Musul Emiri Müslüm’le savaşmak zorunda kalan Süleyman Şah savaşı kazandı (12 Haziran 1085). Fakat bir yıl sonra Filistin Selçuklu Hükümdarı
Tutuş ile Halep civarında yaptığı savaşta ordusu yenildi., kenedisi de öldü (Haziran 1086). Aynı yıl Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah Antakya’ya geledi., Süveydiye’ye kadar gitti. Yağısıya’nı Antakya’ya vali
tayin ettikten sonra bölgeden ayrıldı. (1087).
Malazgirt7te Bizanslılara karşı kazanılan zaferden sonra 25 yıl sonra Avrupa’dan yola çıkan ve 1097 yılında Anadolu’dan Çukurova’ya geçerek İskenderun Körfezi’ne ulaşan Haçlı orduları İskenderun’u aldıktan
sonra Belen Geçidi üzerinden Antakya önlerine gelerek şehri kuşattı. (21 Ekim 1097). Bu ordunun diğer bir kolu da Maraş, Amik, Artah (Bugünkü Reyhanlı),Demirköprü üzerinden gelerek kuşatmaya katılmıştı. Bu sırada
Suriye Selçukluları karışıklık içindeydi. Antakya kuşatmaya uzun süre direndi. Nihayet 3 Haziran 1098’deiçerden birinin ihaneti sayesinde Haçlılar tarafından zapt edildi. Şehrin alınışından bir gün sonra Haçlılar
Antakya’da canlı bir tek Türk bırakmamışlardı. Bundan sonraki dönemde Antakya’da,Ceyhan Irmağı’ndan, Lazkiye ’ye kadar olan bölgeyi kapsayan ve Kudüs’e bağlı olan bir dukalık (Antakya Prensliği ve Antakya Dukalığı
Kontluğu) kuruldu.
Eyyubi Sultanı Selahaddin Eyyübünün 1187 yılında Halep’i zaptetmesi üzerine zor durumda kalan Antakya Prensi III.Behemond, Selahaddi’ne elçi göndererek barış istemiş, Sultan
bu talebi kabul etmişti. Bundan sonra bölgedeki bir çok kaleyi zapteden Selahaddin Eyyubi eylül 1188’de Haçlıların elinden olan Bakras ve Darpsak kalelerini zaptetti ve Antakya’nın Anadolu ile bağlantılarını
kesti. Antakya halkı büyük sıkıntı içine düştü. Şehir bu dönemde sadece El Mina ve Seleukiea Pierra limanları vasıtasıyla yardım alabiliyordu. Bu arada Antakya Prensliği’nin
talebi üzerine kısa süreli bir barış antlaşması yapıldı. Selahaddin, bölgedeki bütün kaleleri zaptetmek için bir sefer planlıyordu. Ancak III. Haçlı Seferi’nin başlaması üzerine bu sefer gerçekleşmedi.
13.yüzyılda Memluk orduları Amik Ovası’na kadar ulaşmış, 1261 ve 1262 yıllarında Antakya’yı iki defa kuşatmışlardı. 1268 yılında tekrar yöreye gelen Baybars Komutasındaki Memluk ordusu Antakya’nın güneyindeki
Koz Kalesini zaptettikten sonra Antakya’yı kuşattı. 18 Maayıs 1268 tarihinde şiddetli bir savaş sonucunda Antakya’da zapt edildi. Şehir yağmalandı.,ateşe verildi,surlar tahrip edildi,iç kale yıktırıldı. Şehre
denizden gıda maddesi sağlanması yönüyle büyük önem taşıyan Seleukeia Pieria (Çevlik) Limanını’ da tahrip ettiren Baybars,Bakraç ve Darpsak kalelerini zaptetti. Memlüklülerin gelişi ile Antakya’da 170 yıl hüküm süren
Antakya Haçlı prensliği
sona ermiş oluyordu. Bundan sonra zapt edilen yörelerde
imar faaliyetleri başlatıldı.
Baybars’ın hükümdarlığı zamanında bölgeye gelen 40000 evden fazla Türkmen Gaziden itibaren Antakya ve Sis (Kozan) sınırına kadar bütün sahillere yerleştirdi. 14. Yüzyılda yöreyi gezen Seyyah İbn Bat uta
Antakya’nın büyük , nüfusu kalabalık,binaları güzel,suyu ve yeşilliği bol bir şehir olduğunu, Amik Ovasın’da Türkmenlerin sürüleri ile konakladığını yazar. O dönemde Amik Ovasın’dan Bozaklardan Av şar,Beğdili
ve diğer
Türkmen boyları yaşıyordu
14. Ve 15. Yüzyıllarda Halep,Antep ve Antakya yörelerinde Avşarlar ve Bayatlar çoğunluktaydı. Kuzey Suriye Avşarların’dan
Gündüzoğlulları Amik Ovası’nda,Köpek oğulları Antep’te ve Özer oğulları İskenderun Körfezi’ni çevreleyen bölgede
yaşıyorlardı.
1516 yılının Ağustos ayında Yavuz Sultan Selim’in Halep’e girmesiyle birlikte Antakya,İskenderun ve Çevresi de Osmanlı hakimiyeti altına girdi.
1552 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın buyruğuyla Belen’de Cami,Han,Hamam ve İmaret ile Bakras’ta bir hanım yapımına başlandı. Belen’e 250 nefer derbentçi yerleştirildi. Birkaç yıl sonra 65 hane
daha yerleştirilerek burası köy haline getirildi. Bundan sonra yol güvenliğini sağlamak için Payasta’ki eseki kale sökülüp tümüyle yeniden yapıldı (1567-1571). Yine Payas’ta kalenin karşısında Sokullu Mehmet
Paşa tarafından yaptırılan camii,han,hamam,arasta,imaret ve mektep 1574 yılında tamamlandı. Burada ayrıca bir iskele ile bir tersane yapıldı. Limanı korumak için 1577 yılında limanın üst tarafına küçük bir kale (Çin
Kulesi) inşa edildi. Daha sonra Payas’ ta derbentçi olarak 541 aile yerleştirildi. Sokullu aynı dönemde Antakya’da da han,hamam,bedesten,değirmen gibi çoğu günümüze kadar ayakta kalan yapılar yaptırdı.
17.yüzyıl sonlarında güvenliğin yeterince sağlamaması yüzünden Antakya,Amik ve Kuseyr bölgelerinde birçok köy harap olmuş,çoğu köylüler yerlerini terk ettikleri için
köyler boşalmış, üretim azalmaya başlamıştı. Devlet bu durumu önlemek için tedbirler aldı.Bir yandan göçler önlenirken diğer yandan da 17.yüzyıl sonları ile 18.yüzyıl başlarında Kuzey Suriye ile Antakya,
Lazkiye,Hama,Humus, Trablus Şam dolaylarına konar-göçer halde yaşayan çok sayıda Türkmen aşiret ve oymakları iskan edildi. Böylece hem üretim dengesi kuruldu,hem de harap yerleşim yerleri
imar ve ihya edilmiş oldu. Bakraç civarında Kanuninin yaptırdığı han da aynı dönemde harap olmuş,iş görmez, güvensiz bir yer haline gelmişti. İskan çalışmalarının devamı olarak 1703-1704 yıllarında Vezir
Hasan Paşa aynı yerde büyük bir han ile cami ve imaret yapılmasını emretti (Karamurt Hanı). Hanın yapımı 1706 yılında tamamlandı. Burada aynı zamanda müstahkem bir kasaba inşa edildi ve yol güvenliği için derbent teşkilatı
kuruldu. Böylece bölgede güvenlik sağlanmış oldu. 1769 yılında Abdurrahman Paşanın çabalarıyla Belen’e etraftan ahali getirilip iskan olundu.
1760’lı yıllarda Payas’ta yaşayan Küçükaalioğulları ailesi devlete başkaldırmış,kervanları ve hacı kafilelerini soymaya başlamış
hem kara, hem de deniz yolunu kesmişti. Devlet ulaşımı ve güvenliği sağlamak için büyük çaba harcadı,çeşitli yollar denedi. Aile ancak 1860 ‘lı yıllarda
etkisiz hale getirilebildi. Her yıl kış aylarını Amik Ovası’nda, yaz aylarını Anadolu yaylalarında geçiren ve 3000 atlı ,3000 yaya çıkaracak büyüklükte olan Reyhanlı aşireti 19. Yüzyıl başlarında kısmen
iskanı kabul etti.
Osmanlı döneminde Antakya ahilik ilkelerine göre çalışan,lonca halinde örgütlenmiş bir esnaf teşkilatına, hanlar etrafında organize olmuş ve her biri bir mesleğin mensuplarına tahsis edilmiş sokakların oluşturduğu
işlek bir çarşıya sahipti. Şehirde Osmanlı sivil mimarlığının en güzel örneklerini görmek mümkündü. Asi Irmağı üzerinde değirmenler ve sulama için gerekli suyu ırmaktan sağlayan su dolapları vardı. Su kalıntıları
büyük ölçüde ayaktaydı. Taş döşeli cadde ve sokaklar,avlulu,kiremit çatılı,gerek ahşap,gerekse taş işçiliği ve süslemeleri ile dikkati çeken evler şehrin karakterini yansıtan belirgin özellikleriydi.
1832 yılında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ’nın oğlu İbrahim Paşa Osmanlı
ordusunu yenerek Suriye’yi zaptetti.Halep’e kabul edilmeyen Ağa Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusunu Beylan (Belen) Boğazı’na çekilerek burada savunma düzeni aldı. Antakya’ya gelen eve ordusunu
dinlendiren
İbrahim Paşa Osmanlı Ordusunun savunmadan bıraktığı boşluktan yararlanarak 28 Temmuz 1832 günü yapılan savaşı kazandı. Osmanlı ordusuna ağır kayıplar verdirdi. İbrahim Paşanın ordusu buradan İskenderun’a
geçerek yoluna devam etti. Yöre 1839 yılına kadar İbrahim Paşanın yönetiminde kaldı. Tanzimat’ın ilanı ile Antakya ve çevresinin idari yapısında da yeni düzenlemeler yapıldı.
19. yüzyılda Sivas vilayeti sınırından
İskenderun İskelesi, Beylan ve Antakya kazaları sınırına kadar geniş bölgede isyan hareketleri baş göstermiş,asayişi sağlanamaz hale gelmişti. Gavur Dağları yöresinde aşiretler isyan halindeydi. Bu bölgeyi ıslah
etmek ve düzeni yeniden kurmak için bir fırka (tümen) oluşturuldu. “Fırkai İslahiye” adı verilen bu birlikler 1865 yılı ortalarında İskenderun’a geldi. Belen yoluyla Amanos Dağları geçilerek harekata başlandı,isyancı
aşiretler itaat altına alındı,bölgede huzur sağlandı. Ordunun konakladığı yerde bir kışla yapıldı ve kaza merkezi olmak üzere kışla yanında birkaç yüz hanelik bir kasaba inşa edildi. Buraya ilk defa Hassa taburları
ayak bastığı için kasabaya “Hassa” adı verildi. Bundan sonra Halep vilayetinin idari yapısında yapılan yeni düzenlemeye göre,Antakya,Rey haniye,Payas,Beylan,İskenderun (İskenderun Belen’e,Belen Payas’a bağlı) Ordu
(Cisrişşuğur’a bağlı),Hassa (İslahiye’ye bağlı) Halep vilayeti sınırları içinde yer alan yerleşim yerliydi. 1904 yılında yapımına başlanan İskenderun Toprak kale demiryolu hattı 1912 yılında tamamlanarak işletmeye
açıldı.
1.Dünya savaşı başladıktan sonra Osmanlı Devleti’ne karşı isyan eden Araplar,İngilizler ve müttefikleri ile işbirliği yaparak,Osmanlı Devleti aleyhinde
çalışmışlardı. Savaşın son günlerinde Suriye cephesindeki ordumuz
25/26 Ekim 1918 gecesi Halep’i terk edip kuzeye çekilmiş, Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Mustafa Kemal Paşa Halep’te sokak muharebelerini bizzat idare etmişti. 28 Ekim 1918’de Türk Birlikleri Antakya,Belene,Dir
cemal,Telfirat hattını korumuş,Mustafa Kemal Paşa sınırımıza uyan bir hattın korunmasını emretmiş, böylece Yeni Türk Devletinin sınırlarını belirlemiş oluyordu. Bu sırada Şerif Hüseyin’in oğlu Faysalın
taraftarları 27 Ekim 1918 günü bir emrivaki sonunda Antakya’da Arap Hükümeti diye bir yönetim kurduklarını ilan ettiler.
30 Ekim 1918’de Mondros Silah Bırakışması imzalandı. Bundan sonra İtilaf devletleri anlaşma hükümlerine aykırı olarak önce İskenderun’a asker çıkardılar.
15 Kasımda Belen işgal edildi. 7 Aralık 1918’de
Antakya ve havalisi işgal edilerek Arap Hükümetine son verildi. 11 Aralık 1918 günü Dörtyol da işgal edildi. Halk bu işgale silahla karşılık verdi. İlk silahlı çatışma (Milli Mücadelenin İlk Kurşunu) 19 Aralık
1918 yılında Dörtyol’da gerçekleşti.
Bundan sonra Antakya’da,Altınözü-Yayladağı bölgesinde ve Amik Ovası’nda çeteler kuruldu,işgalcilerle mücadeleye başladılar. Bu mücadele Fransızları
bölgede çok sayıda asker bulundurmak zorunda bırakıyordu. Türk Ordusu ise Batı Anadolu’da
Yunanlılarla savaşıyordu. çeşitli cephelerde yıllar süren savaşlar
Devleti ve Milleti çok yıpratmış,orduyu zayıflatmıştı. Düşmanı ülkeden atmak için daha çok askere ve silaha ihtiyaç vardı. Bu yüzden Fransızların anlaşma teklifi kabul edildi. Uzun süren görüşmelerden
sonra 20 Ekim 1921’de Ankara İtilaf namesi nı imzalandı. Buna göre Suriye’yi işgal altında bulunduran Fransa ile savaş sona eriyor, Türkiye ile Suriye arasında İskenderun Körfezi’nden başlayıp düz bir çizgi halinde
doğuya doğru uzanan bir sınır çiziliyordu. Antakya –İskenderun konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülürken Milletvekilleri öz Türk yurdu olan bu bölgenin sınırlarımız dışında bırakılmasına büyük
tepki göstermiş,buna asla razı olmayacaklarını söylemişler, bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa bu bölgenin güçlendiğimiz zaman tekrar geri alınacağını, bunu bizzat Fransız temsilciliğine de söylediğini, bu güzel yurt
parçasından vazgeçemeyeceğimizi ifade etmiştir. Ankara İtilaf namesi ile çizilen Türkiye-Suriye sınırı
Antakya-İskenderun
ve havalisini Suriye sınırları içinde ,Fransız idaresi altına bırakmış,. O günkü şartlarda burası kurtarılamamış, ancak burada yaşayan Türklerin özerk idare altında kültürel haklara sahip olması kabul
ettirilmişti. İtirafnameyi kabul eden dönemde yörede Fransız mandası altında mutasarrıfla idare edilen “İskenderun Sancağı” adıyla özerk bir yönetim kuruldu.İşgal altında bulunan İskenderun Sancağı Türkleri Türkiye’den
ümitlerini kesmedi. Türkiye de buradan asla vazgeçmedi. Nitekim 15 MART 1923’te Mustafa Kemal Paşa Adana’ya geldiğinde karşısına çıkan ve “Bizi de kurtar” diye yalvaran Antakyalılara “40 Asırlık Türk Yurdu düşman
elinde esir kalamaz” diyerek kurtuluş vaadini tekrarladı. Bundan sonra Sancak Türkleri kurtuluş gününü beklemeye başladı. 1926 yılında bağımsızlık için bir girişimde bulunulduysa da sonuçsuz kaldı. Bu arada
1926,1929,1930 ve 1932 yıllarında Türkiye ile Fransa arasında gerek sınır düzeltmeleri yapmak,gerekse emlak meselelerini çözümlemek ve dostluğu geliştirmek için antlaşmalar imzalandı. Ama sancak halkının sıkıntıları
giderek artıyor,bu arada Suriyeliler bu bölgenin özerkliğini kaldırarak doğrudan kendilerine bağlanması için
uğraşıyorlardı. 1936 yılında Suriye ile Fransa arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Fransa ,Ankara itilafnamesi ’ne aykırı olarak İskenderun Sancağı’nı Suriye’ye devretmiş oluyordu.
Türkiye duruma hemen müdahale etti. Fransızlara bir nota verdi. Bundan sonra konu Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Atatürk bu meselenin Türk Milletinin en önemli konusu olduğunu Meclis kürsüsünden ilan etti ve İskenderun
Sancağı böylesine “Hatay” adını verdi. Diplomatik çalışmalar sonucunda Milletler Cemiyeti gözetiminde önce nüfus yazımı,sonra seçim çalışmaları başladı. Bu çalışmalar sırasında Fransızlar ve Suriyeliler şiddete,baskıya
ve hileye başvurdular. Şiddetli çatışmalar çıktı. Bu sırada Milletler Cemiyeti temsilcileri de tarafsız davranmadılar. Bunun üzerine Atatürk hasta olduğu halde trenle 20 Mayıs 1938’de Mersin’e geldi Oradan Adana’ya
geçti Mersin’de ve Adana’da askeri birliklere saatler süren resmi geçitler yaptırdı. “Hatay meselesi benim şahsi davamdır” diyordu. Nitekim Fransızlardan
çözüm garantisi almadan bölgeden ayrılmadı. Ama bu seyahati hastalığını daha da ağırlaştırdı.
Haziran 1938’de Türk ve Fransız askeri heyetleri Antakya’da 20 gün süren görüşmeler sonucunda 3 Temmuz 1938’de bir askeri antlaşma imzaladılar. Bu
antlaşmaya göre seçim güvenliğini sağlamak üzere 2500 Türk,2500 Fransız askeri Hatay’a girecekti. 5 Temmuz 1938 sabahı Türk ordusunun 48.Takviyeli Dağ Alayı halkın coşkun sevinç gösterileri arasında Hassa ve Payas üzerinden
Hatay’a girdi. Bundan sonra seçimler huzur içinde yapıldı. 40 milletvekili seçildi. Hatay Devleti Millet Meclisi 2 Eylül 1938 günü toplandı. Böylece Hatay Devleti’nin kuruluşu gerçekleşmiş oldu. Cumhurbaşkanlığına
Tayfur Sökmen seçildi. Başbakanlığa Dr. Abdurrahman Melek atandı ve hükümet kurularak göreve başlandı. Devletin bayrağı Türk Bayrağı’nın hemen hemen aynısı, Milli Marşı ise Türk İstiklal Marşı idi.
|
|
|
|
|
|
hatay hükümeti bayrağı |
Albay Ş. kanatlı hatay a girişi |
İsmet paşa Hatay da |
İsmet paşa Hatay da |
|
|
|
Eski Hatay Cumhuriyeti Meclisi ve Asi Nehri |
Aslında Türk Askerinin 5 Temmuz’da girişi ile Hatay’ın kurtuluş süreci başlamış,Hatay Devletinin kurulmasıyla kurtuluş da gerçekleşmiş oluyordu. Fransızların Hatay’da
hiçbir yetkisi kalmamıştı ama kağıt üzerinde de olsa Milletler Cemiyeti’nce
tanınmış olan mandaterlik sıfatı devam ediyordu.
Hatay Devleti hızla teşkilatlandı. Türkiye ile bağlarını güçlendirdi. Bu arada Avrupa’da 2.Dünya savaşının belirtileri görülmeye başlanmıştı.Bir savaş çıkabilir
ve bölgedeki dengeler her an değişebilirdi. Bunu dikkate alan Türkiye o sırada Avrupa’da zor durumda olan ve Müttefik arayan Fransa’ya
Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını teklif etti. Uzun süren görüşmelerden sonra 23 Haziran 1939’da Türkiye ile Fransa arasında bir antlaşma imzalandı.
Bu antlaşma ile Fransa Hatay üzerindeki haklarını Türkiye’ye devrediyor,Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kabul ediyordu
Bundan sonra 29 Haziran 1939 günü Hatay Millet Meclisi son defa toplandı,oy birliği ile Türkiye’ye katılma kararı alarak kendi kendini feshetti. TBMM’de .7 Temmuz 1939 tarihinde kabul edilen bir kanunla Hatay Vilayeti
kuruldu. Şükrü Sökmensüer Hatay Valiliği’ne tayin edildi. Antlaşma gereği 23 Temmuz 1939 günü Antakya Kışlası’nda devir teslim töreni yapıldı.,kışlaya halkın coşkunu sevinç gösterileri arasında Türk Bayrağı
çekildi ve son Fransız askerleri de Hatay’ı terk etti. Böylece Hatay tekrar Anavatan topraklarına katılmış oldu
Daha sonraki yıllarda Hatay’da idari yapıya yeni ilçeler eklendi. 1945 yılında Fatikli köyü merkez yapılarak Altınözü ilçesi kuruldu.1948 yılında Süveydiye
Bucağı “Samandağ” adıyla ilçe haline getirildi. 1998 yılında Erzin, 1990 yılında Belen ve Kumlu ilçe oldu.
|
|
Geri
|
|