|
Anadolu’nun hem Uygur İmparatorluğu hem de Atlantis üzerinden
gelen göç yollarının adeta bir harman yeri olduğunu görüyoruz.
Bu da aslında Anadolu, Sümer, Babil, Asur, Grek uygarlık etkileşimlerinden
çok daha önceleri tarihin derinliklerinde Mu, Uygur, Atlantis,
Anadolu uygarlık etkileşimleri olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Bu gerçeği teyit eden bir başka buluş ise
Prof. Ralph Solecki nin 1957 yılında ortaya çıkardığı
buluntulardır. Solecki Toros dağlarından başlayan, Ağrı Dağı’na
doğru devam eden buradan güneydoğuya Zagros Dağları’na (Irak,
İran sınırı) inen, buradan da güneybatıya Suriye, Lübnan’a doğru
bir kavis çizen dağlık arazilerde (Solecki buna uygarlık kavisi
demektedir) Şanidar mağarasında 44.000 yıl öncesine ait 9
iskeletle birlikte, modern insana ait kanıtlar bulmuştur.
Solecki’nin ifadesine göre bu kaviste günümüzden 13.000 -
100.000 yıl öncesine ait daha
çok sayıda mağara gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir.
Onbinlerce yıldan beri bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış
ANTAKYA’nın geçmişinin genelde ve haklı olarak İÖ.333 yılında
Pers hükümdarı Darius’u İssos savaşında mağlup eden İskender’in
bu toprakları tanıması ile başladığı zannedilir. Bu
daha önceki bin, on bin yıllara ait araştırmaların,
buluntuların araştırmayı yapanların çalışmalarını ve
neticelerini yeterince tanıtamamalarından veya bütün bunların dar
bir çerçevede, çevrede kalmasından kaynaklanmaktadır. Bunun ötesinde
yapılan bu çalışmalara, araştırmalara verilen lokal ve genel
destekler, olayların ciddiye alınıp algılanması da moralite yönünden
araştırmacıların cesaretlenmesinde ve genel paylaşımlarında
pozitif bir rol oynayacaktır.
Antakya’nın çok eski geçmişi ile ilgili ilk araştırma AMIK
KAZILARI PROJELERİ kapsamında, Tell Tayinat, Tell Al-Judaidah,
Chatal Höyük gibi uluslar arası arkeolojik tanımlamalar çerçevesinde
“Oriental Institute’s Syrian Expedition” tarafından 1932-1938
tarihleri arasında yapılmıştır. İkinci araştırma Sir.Leonard
Charles Woolley tarafından önce 1937-1939 sonra 1946-1949 yılları
arasında Tell Atchana’da yapılmıştır. Woolley ve daha önce bu
araştırmalara ve kazılara konu olan çağlar İÖ.1400-1800,
günümüzden yaklaşık 3400 - 3800 yıllar arasındaki dönemleri
kapsamaktadır. Woolley bu çalışmalarından önce 1907-1911 yılları
arasında Mısır’ın güneyinde ve Sudan’ın kuzeyinde araştırmalar,
kazılar yapmıştır. Woolley bu araştırmasından sonra 1922 yılında
British Museum, University of Pensilvanya ortak çalışma grubunun
genel yöneticisi olarak Ur’daki (modern Irak) bir araştırmaya da
başkanlık etmiştir. Buradaki araştırma konusu günümüzden
6000-2400 yıl öncesinin bulgularının tespit edilmeye çalışılmasıdır.
Bu iki araştırmadan sonra bir bağlantı olarak günümüzden yaklaşık
3400-3800 yıl önceyi gün ışığına çıkaran Tell Atchana çalışmaları
(yeni ANTAKYA HİKAYESİ) o dönem için bir tesadüf mü acaba? Bir
de bunun Mısır, Irak yaklaşımlarını düşünürsek?...
Hatırlamaya çalışalım!
Mu’dan başlayan, Atlantis’ten gelen göç yolları haritasındaki
yerleşimlerden en önemlilerinden birisi MISIR’dı... ve nihai varış
noktalarından bir diğeri ANTAKYA değil miydi?
Solecki’nin ifade ettiği gibi, Ur “geçmiş uygarlık yarı
kavisi”nin Doğu’daki ev sahiplerinden biri ise gelen ziyaretçileri
karşılayan Antakya olamaz mı?
Şimdi daha yakın çağlara
gelelim.
İskender’i İÖ. 333 yılında bu topraklara bağlayan anımsanan,
bir cümle ile hatırlayalım. “TOPRAKLAR
ÖYLE BEREKETLİ, SULAR ÖYLE BERRAKTI Kİ GİDERKEN BU DEFA
ARKASINA BAKTI KOCA İSKENDER. SUYUNDAN İÇTİĞİ PINAR ANNESİNİN
SÜTÜ KADAR TATLI GELDİ ONA. OLİMPİAS OLSUN ADI, ANNEMİNKİ GİBİ.”
dedi ve gitti ........
Mu’dan ayrılan
insanların da aynı hislerle arkalarına bakmadıklarını kim
bilebilir?
Zaman akmaya devam
etti ........
İÖ.100’lü yıllarda Roma’dan sonra, kültürü, sanatı,
ticareti ve zenginliği ile doğu ve batının her bakımdan buluştuğu
bir sentez başkenti idi Antakya.
Samandağ’da (Seleucia Pieria) deniz hep gönlünce hep coşkuyla
gelir kıyılara çağlardan beri... diğer açık AKDENİZ limanları
gibi. Tarih bu limanlara varabilmek için bir noktanın kerteriz alınması
gerektiğini söyler. Açık havalarda Kıbrıs’ın en kuzey ucundan
Zafer limanından bakıldığında Kel Dağ (Cebel Akra), çoğu zaman
Kel Dağ’dan bakıldığında Zafer Limanı görünür.
Acaba ilk gezginler
yeni anakaraya varmak için yollarını nasıl buldular?...
Günümüzde 1995’li yıllarda Chicago Üniversitesi, Oriental
Institute’nin yeniden başlattığı bir çalışma var ANTAKYA’da.
Adı AMIK VADİSİ PROJESİ. Araştırılan zaman günümüzden 6.000
yılın daha öncesi. Projenin başında tanıdık bir isim... Chicago
Üniversitesi görevlisi Prof. K. Aslıhan Yener başkanlığında
Tony Wilkinson ve diğer değerli bilim insanları. Mustafa Kemal Üniversitesi
ve Antakya müzesinden değerli öğretim görevlileri ve araştırmacıları.
Bu destek gören ve bütün dünyada ilgiyle izlenen uluslararası
ortak bir çalışma.
Bu yazı bundan 3-5
sene sonra yazılsaydı araştırılan dönem günümüzden 6.000 yıl
öncesi yerine 10.000 yıl veya daha öncesi olmayacak mıydı?
ATATÜRK
Yıl 1930’dan 2 kısa zaman sonra 1932’de (Türk Tarih
Kurumu’nun Atatürk tarafından kurulması 1930) gelişen araştırmalar
çerçevesinde; İlkel Diller Uzmanı, değerli bilim adamı, emekli
general Tahsin MAYATEPEK derinleşen fikri sohbetlerinin birinde ATATÜRK’e
Maya dili ile Türk dili arasındaki benzeşmelerden bahseder.
(Türkçe de “tepe” sözcüğünün karşılığı Maya dilinde
“tepek”tir.) Mayatepek buna benzer kelime ve deyim
benzerliklerinin 100’den fazla olduğundan söz eder. Bu fikri
diyalogtan etkilenen ATATÜRK konuyu daha fazla araştırması için o
yıllarda Tahsin Mayatepek’i Meksika’ya elçi olarak tayin eder.
Meksika daki araştırmalarında Türk ve Maya dillerinin
benzerlikleri konusunda çalışmalar yaparken William Niven’le tanışan
Tahsin bey, hem Niven’in tabletlerini inceleme fırsatını elde
eder, hem de Churhward’ın 50 senedir üzerinde çalışıp bitirdiği
MU medeniyeti ile ilgili eserin varlığını öğrenir. Bu gelişmelerin
düzenli olarak ATATÜRK’E aktarılması sonucu, Churcward kitabının
ilk nüshası getirtilir ve yaklaşık 40-50 kişilik bilim adamından
oluşturulan grup tarafından incelenir. ATATÜRK
Türk dili ve sembolleri ile Niven’in bulduğu Naacal
tabletleri, Maya dili ve sembolleri ve Churcward kitapları üzerinde
yapılan çalışmalara bizzat nezaret eder. Kendi kayıtlarını
tutar. 1960 lı yılların sonlarına kadar Türk Dil Kurumun da
saklanan bu kitaplar daha sonra ANITKABİR arşivine devredilmiştir.
Bu gün orijinal baskıları ve Türkçe tercümeleri ATATÜRK’ÜN
tuttuğu notlarla birlikte ANITKABİR’de saklanmaktadır.
SON SÖZ
ATATÜRK’ü yaptığı işlerle tanımak güçtür; yaşadığı
hayat ve düşündüğü şeylerin maddi ölçülere sığmayan yüksek
felsefesi ile tanımalıyız. O, gittikçe farkına varılan derin bir
psikolog, fikirleri istediği kalıba döken bir mantıkçı, dünyaya
yol gösteren bir terbiyeci ve nihayet filozofların düşündüğü BÜYÜK
İNSAN MODELİDİR!
Biz bu Modeli mütevazı akıl teleskopumuzun objektifinde iyi
seyretmeli ve hazmetmeye çalışmalıyız.
BU YAZIYI NEDEN
YAZDIM ?
Çok basit! Globalleşen dünyamızda üzerinde yaşadığımız
topraklar derinliklerinde öyle gizemler taşıyorlar ki; en mütevazı
bir ifade ile turizmi yalnız deniz, kum ve güneş olarak görmediğimiz
zaman; ...
Topraklarımızı
yalnız bizi doyuran ama üzerinde gezindiğimiz cansız bir meta
olarak düşünmediğimiz, aslında
uzun geçmişten geleceğe, kültürlerin ve kültürümüzün
kaynağı olarak hissedip anladığımız zaman, inanıyorum ki her şey
hakikaten çok daha güzel olacak.
Baki Bilgili
görüş ve önerileriniz için lütfen mail atınız:
bakibilgili@hotmail.com
©
2001 Medya B.
KAYNAKÇA
1.
The Children Of Mu; James Churchward. (Ercan Arısoy, Ege Meta
Yayınları)
2.
The Last Continent Of Mu; James Churchward. (Rengin Ekiz, Ege
Meta Yayınları)
3.
The Sacred Symbols Of Mu; James Churchward. (Rengin Ekiz, Ege
Meta Yayınları)
4.
İnsanlığı Aydınlatan Büyük İnisiyeler Dinlerin Gizli
Tarihi Rama - Krişna - Hermes - Musa - Orfe; Edouard Schure.
(Yavuz Keskin, Ruh Madde Yayınları)
5.
12th Planet; Zecharia Sitchin. (Yasemin Tokatlı,
Ruh Madde Yayınları)
6.
Atatürk’ün Hayat Felsefesi; Mesud Fani.
7.
İlk Çağ ve Orta Çağ Felsefe Tarihi; Ernst von Aster.
(Uyarlayan Vural Okur, İm Yayınları)
8.
Amuq Valley Projects; Chicago Universitesi.
9.
“Doğunun Kraliçesi Antakya” belgeseli; Medya B.
|