|
4.
Hatay Meselesi Ve Anavatana Katılması (1938-) |
3.
Hatay Meselesi Ve Anavatana Katılması (1938-)
|
1.
Bölüm
|

|
|
|

|
1. Dünya Savaşı'nı kaybetmiş olmamızdan ötürü, bütün
cephelerde olduğu gibi Filistin ve Suriye'de dövüşen
Osmanlı Ordusu da, 1918 Eylül ayı sonlarına doğru görev bölgesinden
çekilmeye başladı. Suriye'de, VII. Yıldırım Ordusu'nun yöreden
ayrılmasından sonra İtilaf Devletleri'nin desteği ile, Hicaz
Emiri Faysal'ın başkanı olduğu bir Arap-Suriye hükümeti
kuruldu. İngilizler, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros
Antlaşması hükümlerine dayanarak 25 Kasım 1918'de İskenderun
Sancağı'na bir miktar asker çıkardılar. Aynı Antlaşma
hükümlerine göre, Osmanlı yönetimine bırakılmış
olmasına rağmen İskenderun Sancağı'nı işgal eden İngiliz
birlikleri, 5-6 gün kentte kaldıktan sonra çekilerek 7 Aralık
1918 tarihinde, Antakya'ya giren Fransız askerlerine işgali
devrettiler. |
|
|
Mondros Antlaşması ile bu toraklarda görevi bitmiş olan VII. Yıldırım
Ordusu Kumantanı Mustafa Kemal Paşa geri geldiği Adana'da bu işgal
hareketini müttefik orduları kumandanı Mareşal Allanby nezdinde
protesto ederken, ilerde Hatay Meselesi haline gelecek olan bu konuya, o
tarihten itibaren ilgi duymaya başlamıştı. |
|
Yerli halkın ileri gelenlerinden bir grubun Fransız yönetimine karşı
mücadele kararı alması ile sancakta ilk direniş hareketinin çekirdeği
kurulmuş oldu. Bu grubun liderliğinde hareket eden mücahitler, zaman
zaman Fransız işgalcileri ile silahlı çatışmaya da girdiler. 13
Temmuz 1919'da İskenderun Sancağı'na gelerek halka Fransız yönetiminden
memnun olup olmadıklarını soran Amerikan heyetine büyük çoğunluğun
Türk idaresini istedikleri şeklindeki beyanı, Fransız yönetimine
karşı başlatılan direniş hareketinin haklılığını göstermekte
idi. |
|
Sivas Kongresi'nde ilk esasları meydana çıkmış olan
Misak-ı Milli kavramı ile ilgili olarak bu direniş
hareketinin önde gelen isimlerinden Tayfur
Ata Bey (Sökmen)
ile Ankara arasında yapılan yazışmalarda, İskenderun
Sancağı ve havalisinin de (Hatay) bu hudutlar içerisinde
olduğunun Mustafa Kemal tarafından belirtilmiş
olması, bir süredir Misak-ı Milli hududu dışında
kaldıkları kuşkusu içinde olan bölge halkının
maneviyatını yükseltti. |
|
Güneydoğu Anadolu ve İskenderun Sancağı'nda iki yıldır
süregelen ve Fransız hükümetini huzursuz eden direniş
hareketinin ve çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla,
Ankara Hükümeti ile 9 Haziran 1921 tarihinde başlanan
görüşmelerin, 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara
Antlaşması ile bir uzlaşma ortamına girmesi üzerine,
Antakya'da Fransız yönetimine karşı sürdürülen
direniş faaliyetine bir süre ara verildi. Ancak, antlaşmanın
imzalanmasından kısa bir süre önce, 26 Ağustos 1921
tarihinde, Fransızlar bütün Suriye'yi işgal ederek,
daha önce kurmuş oldukları Faysal başkanlığındaki
Suriye Hükümeti'ne son vermiş ve ülkede manda
yönetimini uygulamaya başlamışlardı. |
|
Gene Ankara Antlaşması hükümlerine göre Fransızlar,
Adana, Mersin, Osmaniye, Kilis ve Anteb'i boşaltırken,
İskenderun, Antakya, Kırıkhan, Reyhanlı, Altınözü
ve Samandağ'dan çekilmeyip bu beldeleri İskenderun
Sancağı adı altında ve özel bir statü içinde,
Fransız mandası olarak yöneltilmekte olan
Suriye Devleti'ne bağladılar. Bu uygulamaları
ile Ankara Antlaşması, sancağın kurtuluş ümitlerini
gelecekte belirsiz bir zamana bırakmış olması
nedeniyle Hatay'da yaşayan Türkler arasında üzüntü
yarattı. |
|
 |
|
Milli mücadele
yıllarında Tayfur Sokmen Tıklayın |
|
|
Ankara Antlaşması hükümleri içinde sancak dahilindeki okullarda Türkçe'nin
okutulması, Arapça'nın yanında Türkçe'nin de resmi mahiyette bir
dil olması, Türk kültürünün yayılması, sancak bayrağının Türk
bayrağına benzer bir bayrak olması gibi maddeler bulunmasına rağmen
Fransızlar bu maddeleri hiçbir zaman uygulamadılar. Özellikle eğitim
ve sağlık hizmetlerinde, Hıristiyan nüfusu, Türk nüfusa yeğ tutan
bir davranış içine girdiler. Bu tutum, sancakta yaşayan
farklı etnik grupların, farklı dili konuşanların ve farklı siyasi
akımlara mensup olanların çatıştığı karışık bir ortam yarattı. |
|
Fransızların,, İskenderun Sancağından çekilmemeleri ve sancak içindeki
Türk nüfusa karşı davranışlarındaki eşitsizlik üzerine tekrar
faaliyete geçen direniş örgütü, merkezi Adana'da olan, Tayfur Ata
Bey (Sökmen) başkanlığında, İskenderun ve Havalisi Müdafaa-ı
Hukuk Cemiyeti'ni kurarak, Ankara ile ilişkilerini devam ettirdiler ve
bir heyet halinde Ankara'ya giderek, Mustafa Kemal'den bölge ile
ilgilenmesini istediler. |
 |
1922'de Fransızlar tarafından Suriye Devletleri Federasyonu
kuruldu ve İskenderun Sancağı, Federasyona bağlı olan Haleb
Devleti içinde yer aldı. Ülkenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü
garanti altına alan ve yeni Türkiye Devleti'nin sınırlarını
çizen Lozan Antlaşmasında esaslı bir şekilde ele alınmayan
ve bu nedenle yöre halkının umutsuzluğa sevk eden Hatay
Meselesi, Atatürk'ün 15 Mart 1923 günü Adana'da yaptığı
konuşmada, "... kırk asırlık Türk yurdu düşman
elinde esir kalamaz" sözü ile yeni bir dinamizm kazandı
ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin gündemine ciddi olarak
girdi. |
|
|
Gelişen olaylar karşısında bölgede yaşayan diğer etnik gruplara
karşı da örgütlenme ihtiyacı duyan Türk nüfus, Türkiye ile birleşme
temasını işleyen Altın-Özü isimli bir gazete ile faaliyeti çok kısa
süren Antakya Halk Fıkrası adlı bir de parti kurdular. |
|
Bölgedeki huzursuzlukların Milletler Cemiyeti'nde yaptığı etkiler
sonucu 1926 yılında Fransızlar, İskenderun'da bir hükümet kurulması
teklifini gündeme getirdiler. Teklife göre, Beyrut'taki yüksek
komiserliğe bağlı olarak çalışacak bu hükümetin kendi anayasası,
kendi meclisi ve seçilmiş bir başkanı bulunacaktı. Hükümet
merkezi olarak İskenderun öngörülmekteydi. Bu hükümetin teşkili
amacıyla yapılan seçimler sonucunda, Arapların çoğunlukta olduğu
bir meclis oluştu. Başkanlığına da Ahmet Türkmen'in adaylığına
karşılık, İskenderun Sancağında Fransız olağanüstü komiserinin
delegeliğini yapan H. Duriex'in getirildiği Bağımsız İskenderun hükümeti,
gördüğü tepkiler karşısında kısa bir süre sonra ismini, Kuzey
Suriye Hükümeti olarak değiştirme kararı aldı. |
|
Anayasaları gereği sancağın bağımsızlığı için yemin
etmiş olan Kuzey Suriye Meclisi milletvekilleri bu karardan dört
gün sonra, Şam'daki Merkezi Suriye Hükümeti'ne bağlanma kararı aldı. |
|
Ortaya çıkan bu yeni durum üzerine Fransa'nın Suriye üzerindeki
manda yönetiminin sona ereceği 1935 yılından sonra, İskenderun
Sancağının geleceğini, Türk nüfusun çıkarlarına uygun bir
neticeye ulaştırmak amacında olan Türkler, Fransızların engelleme
gayretlerine rağmen hedeflerine ulaşmak için yoğun bir propaganda
faaliyetine girdiler. |
|
Bu faaliyet içinde, özellikle anavatanda gerçekleştirilmiş
olan Atatürk ilke ve inkılapları örnek alındı. Örneğin,
Latin harflerini öğreten kurslar açıldı, fes yerine
şapka giyilmeye başlandı ve herhangi bir faaliyet gösteremeyerek,
sembolik bir kuruluş halinde kalan Halk Partisi
kuruldu. Türk nüfusun yaptığı bu gayretli ve ısrarlı
çalışmalar meyvelerini verdi ve bir süre sonra Fransızlar,
İskenderun Sancağında Türk hakimiyeti kavramına sıcak
bakmaya başladılar. |
|
Sancakta yaşayan Türkler, Ankara'ya gönderdikleri
heyetler ile zamanın başbakanı İsmet İnönü ve
Mareşal Fevzi Çakmak aracılığı ile Atatürk'e
bir kere daha aktardıkları davaları için Ulu Önder'den
daha yakın ilgi ve destek istediler. Türk hükümeti,
1936 Eylül ayında Cenevre'de yapılan Milletler
Meclisi toplantısında konuyu gündeme getirerek, İskenderun
sancağının bağımsızlık talebini Fransız Hükümeti'ne
resmen bildirdi. |
|

|
|
Merkez-i
ahval-i medeniyye zabıtası mührü |
|
|
|