|
3.
Osmanlılar Dönemi (1516-1918) |
3.
Osmanlılar Dönemi (1516-1918)
|
3.
Bölüm |

|
|
|
1893 tarihinde çıkan kolera salgınında
4.000 Hıristiyan kenti terk ederken bir çok kişi de hayatını yitirdi. |
|
XIX. yüzyılın ikinci yarısında
Suriye'nin ekonomik hayatı içinde buğday, arpa, yulaf, mısır, darı,
baklagiller, yağ bitkileri, narenciye, kayısı, üzüm, incir, pamuk ve
tütün gibi tarım ürünleri yanında, başta ipekçilik, dokumacılık,
sabun imalatı ve dericilik olmak üzere, bakırcılık, demircilik, silah
yapımı, halıcılık, halat yapımı ve ağaç işlemeciliği gibi
imalat kolları da faaliyet göstermekte idi. Özellikle dokumacılık
sektöründe Şam, Haleb, Beyrut, Hama ve Humus'da dokunan düz ve
desenli ipekli kumaşlar ile elbiselik kumaşlar, masa örtüleri,
perdelik kumaşlar, tafta ve kadifeler, iparatorluk içinde dağıtılan
ve Avrupa'ya ihraç edilen sanayi ürünlerinin başlıcalarını oluşturmaktaydı. |
 |
|
Antakya eski
çarşısı Tıklayın |
|
 |
|
Süveyş Kanalı'nın açılmasına kadar,
Mezopotamya'dan Akdeniz'e gelen yollar ile Mısır'dan kuzeye çıkan
yolların kesişme noktasında olan Antakya, bu tarihten sonra kanalın
yeni bir ticari güzergah oluşturması ve Bağdat demiryolu hattının çok
güneyinde kalmış olması nedeniyle Suriye'deki diğer önemli merkezler
gibi, ticari önemini giderek kaybetmeye başladı. Ancak Suriye toprakları,
sahip olduğu zengin hammadde potansiyeli nedeniyle önceki yüzyıllarda
olduğu gibi batılılar için daima cazip bir ülke vasfını korumuştur. |
|
Ali Cevat Bey'in, 1895-96 tarihli Tarih ve
Coğrafya Lugatı'nda, 4 nahiye ve 310 köyden oluşan Antakya Kazasının
62.750 olan toplam nüfusunun 48.000'nin müslüman olduğu yazılıdır.
Kazada yetişen tahılın ihtiyacı kafi gelmemesi nedeniyle, Haleb Sancağı'ndan
çok miktarda hububat ithal edildiği, buna mukabil kazada, dut,
pamuk, meyan kökü, zeytin, zeytinyağı ve sabun üretiminin çok olduğu,
yılda 12-15 milyon kilo Sabun üretilen Antakya kazasında dokunan çarşaf,
kefiye, maşlah ile diğer elbiselik kumaşların pek makbul olduğu kayıtlıdır.
Asi'den elde edilen yıllık 250 bin yılan balığı tuzlanıp Kıbrıs,
Mısır ve Beyrut'a ihraç edilmekteydi. |
|
Lugatta verilen bilgilere göre, kaza
merkezi olan Antakya'nın kent nüfusu 23.550'dir. Kentte 3.374 ev, 1.451
dükkan, 38 mağaza, 20 han, 3 otel, 14 kahve, 1 eczane, 25 fırın, 5 su
değirmeni, 9 sabun imalathanesi, 14 ipek fabrikası, 1 kışla, 24 cami,
28 mescid, 2 dergah, 10 medrese, 3 kilise, 5 hamam ve sair binalar vardır.
Habib-i Neccar Hazretlerinin kent içinde ziyaretgahı olan bir de türbesi
vardır. |
|
|
Asi yatağı
eski bir gravür Tıklayın |
|
|
Karl Baedeker'in 1906 tarihli Seyahat
Rehberi ile Meyers'in 1913 tarihli Seyahat Rehberi'nde verilen
bilgilere göre, kaymakamlık merkezi olan Antakya'da ortalama 28.000 kişi
yaşamaktaydı. Bu nüfus içinde 4.000 Hıristiyan ve birkaç Yahudi vardı
ve resmi dil Türkçe idi. Önemli bir ticari faaliyet bulunmayan
Antakya'dan, özellikle Amerika'ya kereste ve meyankökü, Avrupa'ya da mısır
ihraç edilirdi. Bir çok sabunhane bulunan kentte, ayakkabıcılık ve bıçakcılık
ünlü idi. Asi kenarındaki su dolapları bahçelerin sulanmasında
kullanılırdı. |
|
Surlarla çevrili eski Antakya'nın ancak
1/10'unu kaplayan bugünkü kent, ortalarında bir su kanalı
bulunan dar sokakları, kiremik örtülü ve tüm pencereleri dışarıya
kapalı evleri ile mütevazi bir görünüme sahipti. Kentin Harbiye çıkışında
İbrahim Paşa'nın sarayı, kışla, Alman Konsolosluk Acentası ve
Rıfat Bereket Ağa'nın evi görülmeye değer yapılardı. |
|
1872 depreminde hemen hemen tamamı yıkılmış
ve sadece izleri kalmış olan surlar yanında, Antakya'nın kapılarından
Harbiye tarafındaki St. George Kapısı'nın (Cherubim Kapısı ya
da Daphnetica) izleri durmakta idi. Demir kapı (Ba'el Hadid ya da
Porte de Fer) 18 m. yüksekliğindeki muhteşem kitlesi ile ayakta idi.
Aynı depremde tamamiyle yıkılan St. Paul Kapısı'ndan (Bab-Boulous) hiçbir
şey kalmamıştı ve bahçe Kapısı (Dük Kapısı ya da Bab-ed Djeneine)
ise meyve bahçeleri altındaydı. |
|
H. 1320/M. 1902-03, H. 1321/M. 1903-04, H.
1322/M. 1904-05, H. 1324/M. 1906-07, H. 1326/M. 1908 senelerine ait
salnamelerde Antakya, Haleb Vilayeti'ne bağlı bir kaza olarak geçmektedir.
Kazaya Kuseyr, Harbiye, Karamurt ve Süveydiye olamk üzere 4 nahiyenin ve
bu nahiyelere de 175 köyün bağlı olduğu kayıtlıdır. Kaza kaymakamlığı,
H. 1320 ve H. 1321 senelerinde Mahmud Bey, H. 1322'de Cavit Bey, H.
1324 ve H. 1326 senelerinde ise Rauf Paşa tarafından yürütülmüştür. |
|
Birinci Cihan Savaşı'ndan sonra Fransız işgali
ve bunun takiben manda yönetimine giren Antakya'da kuzey-güney doğrultusunda
kenti ikey ayıran büyük cadde (bugünkü Kurtuluş Caddesi) açılmış,
inşa edilen konforlu oteller ve sayfiyelerdeki köşkler ile kent oldukça
genişlemiştir. |
|
1931 yılında nüfusu 35.000 olan
Antakya'da 31.000 müslüman ve 4.000 Hıristiyan yaşamakta idi. O
tarihte kentte 6 otel, cuma pazarında 170 dükkan, 1 lise, 4 kız-erkek
karışık okul, 7 ilkokul, PTT, 42 cami, 1 sinegog, 4 kilise, biri özel
olmak üzere 2 müze, 1 banka, ikisi özel olmak üzere 3 hastane, 4
dernek, 1 kitaplık, 6 doktor, 4 eczacı, 6 dişçi vardı. |
|
1932 yılında yapılan resmi nüfus sayımında
Antakya'da 24.000 Müslüman, 5.500 Hıristiyan ve 270 Yahudi yaşamakta
idi. |
|
1935 yılında Weulerss'in yaptığı
incelemede, Antakya nüfusunun temel öğesini oluşturan Türkler, kentin
merkezinde oturmakta ve 45 mahalleden oluşan kentin 27 mahallesini işgal
etmekte ve toplam 30.000 olan kent nüfusunun 18.000'ini oluşturmakta
idiler. Antakya çevresindeki büyük zeytinliklerden kaynaklanan sabun
endüstrisi ve sabun ticareti, kentin belli baştı ticari
faaliyetini teşkil etmekteydi. Antakya'da 16 sabunhane olduğunu söyleyen
Weulersse, bu imalethanelerden çıkan ürünlerin Ankara, Amasya,
Diyarbekir, Mardin, Musul ve Van'a sevkedildiğini, sabun ticareti ve az
da olsa ipek alışverişi yanında batı ile olan bütün ticaretin gayri
müslimlerin elinde olduğunu yazar. |
|
Antakya'da Osmanlılar'dan kalan hanların
pek çoğu bugün sabunhane olarak kullanıldığından, mimari
karakterlerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Osmanlı hanları içinde
en önemlileri, Uzun Çarşı ile Yemeniciler arasında, depo ve rükkan
olarak kullanılan Kurşunlu Han ile Yeni Han ve Hüsnü Sabuncu
Kervansarayı'dır. Cuma Pazarı'ndaki Kurşunlu Han, Antakya'daki 15 hanın
en eskisi olup 1660 yıllarına doğru Köprülü Mehmet Paşa tarafından
sürre alayının ağırlanması için inşa ettirilmiştir. |
|
1936 yılında, Antakya'daki zanaatkar sınıfının
sosyal ve ekonomik yapısı hakkında detaylı bilgiler veren Pierre
Bazantay, o tarihte belediyelerin, büyük hanların karşılıklı kapılarını
sürekli açık tutarak bu hanların avlularını yol haline getirmek
istediğini yazmaktadır. Çarşıda sokakların büyük taşlarla döşeli
olduğunu ve sokakların ortasında yağmur suları ile pis suları
toplayan açık kanallar bulunduğunu belirten Bazantay bu kanallardan
akan suların, çok eskiden beri görev yapmakta olan lağımlar
aracılığı ile Asi'ye akıtıldığını söyler. Bazantay'ın verdiği
bilgiler arasında, Asi nehri kenarında 9 adet su dolabı bulunduğunu
ve Antakyalı ustalar tarafından çapı 10 m.'ye ulaşan devasa dolapların
yapılabileceği yazılıdır. Antakya'da 5 tane hamamın varlığından söz
eden Bazantay, bunların içinde en eski olanının Yeni Hamam olduğunu
söyler. |
 |
|
Kentin Planı
Tıklayın |
|
|
Tarihlerde, Osmanlı Antakyası hakkında
geniş ve detaylı bilgilere rastlanmayışının nedeni,
Seleucus'lar döneminde başkent, Roma döneminde imparatorluğun doğu sınırlarını
koruyan bir serhad kenti. Roma ve İskenderiye'den sonra imparatorluğun
üçüncü büyük metropolu olan Doğunun Kraliçesi'nin çağlar içinde
değişen koşullar nedeniyle Osmanlılar döneminde askeri ve ekonomik açıdan
eski önemini kaybetmiş, nüfusu azalmış, netice olarak eski dönemlerdeki
ihtişamını yitiren görmüş geçirmiş büyük bir kentten küçük
bir kasaba haline gelmiş olmasındandır. |
|
|
|
|
|
KONULAR |