|
Haçlılar, Rum ve Ermeniler'in yardımı
ile ele geçirdikleri bütün Türkleri, kadın ve çocuk ayrımı
yapmadan öldürdüler. Kargaşada bir çok Hıristiyan da hayatı
kaybetti. Bu arada Firuz'un kardeşi de ölenler arasındaydı. Bir gece içinde
onbinden fazla Antakyalı katledildi. Kentteki büyük evler, ister müslüman,
ister Hıristiyan evi olsun yağmalanıp tahrip edildi. Yapılan katliam
sonucunda 3 Haziran 1098 akşam olurken Antakya'da hiçbir canlı Türk
kalmamıştı. Seller gibi kan akan sokaklarda ve meydanlarda ancak
cesetler üzerinden atlayarak yürünebiliyordu. |
|
Bu sırada Antakya'ya yardım
amacıyla yaklaşmakta olan ve Haçlılara korkulu rüyalar gördüren
Musul Emiri Kerboğa'ya karşı kenti ve kendilerini savunma,
Haçlıların şimdi en önemli meselesi idi. İç kale henüz ele geçmemişti.
Bu nedenle Haçlılar, eğlenceyi ve yağmayı bırakıp bu hayati
tehlikelere karşı tedbirler almaya koyuldular. |
|
Surların savunulması dükler
ve kontlara arasında paylaşılırken, çıkabilecek bir salgın hastalığa
engel olmak amacıyla yaz sıcağında hemen kokmaya başlayan cesetler
askerler tarafından toplandı ve süratle gömüldü. Yağı-Siyan tarafından
hapsedilmiş olan St. Peter Kadetrali ve diğer kiliseler temizlendikten
sonra mukadderasatları iade edilerek ibadete açıldı. Yağı-Siyan
tarafından hapsedilmiş olan patrik Ioannes kurtarılarak tekrar
patriklik tahtına oturduldu. |
|
Yağı-Siyan'ın yardım çağrısına
uyarak, Mayıs ayı başında Antakya'ya hareket etmiş ancak, üç haftayı,
Urfa kuşatmasında boşu boşuna harcıyarak geç kalmış olan
Musul Emiri Kerboğa, Şam Emiri Dukak, Atabeg Tuğtekin, Vessab bin
Mahmud ve Cenah üd-devle Hüseyin komutasındaki 400.000 kişilik büyük
bir müslüman kuvveti, kent haçlıların eline geçtikten dört gün
sonra, 7 Haziran 1098'de Antakya önlerine geldiler ve hala Şens üd-devle'nin
kontrolündeki iç kale ile daha iyi ilişki kurabilecek olan dağ tarafına
ve Asi kenarlarına yerleşerek, 10 Haziran'da kenti çepeçevre kuşattılar.
Böylece birkaç gün öncesine varıncaya kadar aylardır Antakya'yı kuşatmış
olan Haçlılar, kenti ele geçirdikten bir kaç gün sonra kuşatılmış
duruma düştüler. |
|
İçkaleden gelen yardım çağrılarına
cevap veren Kerboğa, Şems üd-devle'in ısrarla karşı çıkmasına rağmen
iç kaleye kendi ordusundan Ahmet bin Mervan'ı ve adamlarını yerleştirdi. Çünkü Kerboğa, iç kaleden kente sızmayı planlıyordu.
Kerboğa'nın bu niyetini sezen Haçlılar, kalın bir duvar örerek iç
kaleyi tecrid ettiler. |
|
Kenti kuşatan Müslüman
birliklerin yaptığı saldırılarla Haçlılara büyük zararlar vermesi
ve hatta 12 Haziran'daki saldırıda, güneybatı surlarında bir kulenin
nerede ise Müslümanlar eline geçecek duruma düşerken Haçlılar
tarafından kurtarılması, surun buraya yakın kısmındaki bir çok
mahallenin, birliklerin hareketini kolaylaştırmak amacıyla, Bohemond
tarafından yaktırılmasına neden oldu. |
|
Kerboğa'nın giderek artan baskıları
karşısında iyice sıkışan ve kenti ele geçirdiklerinde, ümit
ettikleri kadar bol miktarda erzak bulamadıkları için kısa bir aradan
sonra, ikinci kez çektikleri yiyecek sıkıntısı nedeniyle ağaç
yaprakları, eşek, at eti ve asma kütükleri ile sıcak suda yumuşattıkları
ayakkabıları ve kalkanlarının derilerini yiyerek ve atların kanını
içerek hayatta kalmaya çalışan Haçlıların birçoğu açlıktan öldü. |
|
Bazıları, St. Simeon Kapısı'ndan
yiyecek aramak için çıktıklarında Türkler tarafından öldürülürken,
bazıları da ölüm korkusuna dayanamayıp, binbir tehlikeyi göze
alarak, surların deniz tarafından St. Simeon Limanına doğru kaçtılar.
Ülkelerinde refah ve debdebe içinde yaşayan soylu Haçlılar dahi, bir
dilim ekmeğe muhtaç vaziyette, açlık ve sefalet içinde acı çektiler.
Bu hayata dayanamayan, savaş alanlarının kahramanı melun vikontu
Guillaume le Charpantier ikinci kez kaçtı. Kalanların da ölüm kenti
olarak gördükleri bu yerde moralleri tamamiyle bozulmuştu. |
|
|
Açlığın, ümitsizliğin ve
karamsarlığın dayanılmaz boyutlara geldiği o günlerde, 10
Haziran 1098'de Marsilyalı bir papaz olan Pierre Bartholomaenus,
Raymond'a giderek gördüğü rüyalarda St. Andreas'ın kendisine İsa
Peygamber'in göğsünü yaralayan mızrağın St. Peter Katedrali'nde
mihraba yakın bir yerde gömülü olduğunu söylemesi üzerine sözü geçen
yerde 14 Haziran 1098'de yapılan kazıda bir demir parçası bulan Haçlıların
bozulan morallerini yükseldi, açlık ve düşmanın ezici baskısı bir
anda unutuldu. |
|
Bir mucize niteliği taşıyan
bu olaydan sonra artık tanrının kendilerini koruyacağına ihali
bir coşku içinde inanan Haçlılar, 27 Haziran 1098'de Kerboğa'ya
Pierre I'Hermite ile Arapça ve Farsça bilen Herlouin adlı bir Frank'ı
elçi olarak göndererek, kuşatmayı kaldırmasını istediler. Bu talebi
reddeden Kerboğa, Haçlıların nasıl olsa bu zor koşullara daha gazla
dayanamayarak er veya geç teslim olacaklarından emindi. |
|
|
Kutsal Mızrak'ın bulunması
sonucu, yüreklenen ve kazandıkları yüksek moralle canlanarak, artık
savaşmaktan başka çare kalmadığına inanan Haçlılar ertesi gün (28
Haziran 1098 sabahı) Asi üzerindeki müstahkem köprüden on
iki havariyi hatırlatırcasına on iki kısma ayrılmış halde çıkarak,
bir hurüc hareketiyle Kerboğa'ya saldırdılar. Bunların öncü
birlikler olduğunu, asıl Haçlı ordusunun bunların arkasından geleceğini
zannederek bu hücuma zamanında ve yeteri şiddette cevap vermeyen Kerboğa,
geç kalan tedbirlere rağmen Haçlıların ilerleyişini önleyemedi. |
|
|
|
Müslüman ordusunu perişan
ederek Demir Köprü'ye kadar kovalayan ve büyük bir kısmını kılıçtan
geçiren Haçlılar, ihtişam ve lüksüne hayran kaldıkları müslüman
çadırlarından büyük bir ganimet elde ettiler. Bundan arasında içinde
uzun sokakları ve yüksek kuleleri ile bir kente benzeyen Kerboğa'nın
muhteşem çadırını hayretler içinde dolaştılar. |
|
Savaşı dağın tepesinden
seyreden iç kale komutanı Ahmed bin Mervan, Kerboğa'nın yenilgisi üzerine
Haçlılara bir arabulucu göndererek, kentten serbestçe çıkıp girme
izni karşılığında iç kaleyi Bohemond'a teslim etti. Daha sonra
Ahmed'in de içinde bulunduğu bir grup Hıristiyanlığı kabul ederek
Bohemond'un ordusuna katıldılar. Bu yenilgi üzerine Musul'a dönen
Kerboğa'nın Antakya' yı kurtarma teşebbüsü böylece başarısızlıkla
sonuçlanırken, Antakya'daki Haçlı hakimiyeti de kesinleşmiş oldu. Eğer
Antakya'ya yardıma gelen müslüman güçler, Urfa kuşatmasında vakit
kaybetmeden ve biraz çabuk hareket ederek Antakya surları önündeki Haçlıları
kent düşmeden önce bastırabilselerdi, Haçlı Seferinin bundan sonrası
belki de başarısızlıkla sonuçlanacak ve Antakya ile Kudüs'ün alınması
ve oralarda Haçlı Devletilerinin kurulması hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti. |
|
Bir süre Antakya'da kalarak
kendilerine çeki düzen veren ve Kudüs seferi için hazırlıklarını
tamamladıktan sonra Kasım 1098'de Antakya'dan hareket ederek Antakya'yı
ele geçirdikten yaklaşık bir yıl sonra 14 Temmuz 1099'da mukaddes kent
Kudüs'ü de alarak büyük hedeflerine ulaşan Haçlılar, İstanbul'da
Bizans İmparatoru Alexius'a yemin etmek suretiyle vermiş oldukları söze
rağmen Antakya'yı imparatora teslim etmediler ve Bohemond'un ilk
hakimi olduğu Antakya Prensliği'ni kurdular. Bu arada ihanetinin
ödülü olarak büyük zenginliklere kavuşan Firuz, terketmiş olduğu Hıristiyanlığa
yeniden dönerek, Haçlılar ile birlikte Kudüs'e gitti. İki yıl sonra
tekrar müslüman olan Firuz, iki tarafça da sevilmeyen bir insan olarak
öldü. |
|