2. Eski Çağlardan Osmanlılara kadar Antakya

2.ı. Haçlılar Dönemi

3. Bölüm

         Haçlılar, Rum ve Ermeniler'in yardımı ile ele geçirdikleri bütün Türkleri, kadın ve çocuk ayrımı yapmadan öldürdüler. Kargaşada bir çok Hıristiyan da hayatı kaybetti. Bu arada Firuz'un kardeşi de ölenler arasındaydı. Bir gece içinde  onbinden fazla Antakyalı katledildi. Kentteki büyük evler, ister müslüman, ister Hıristiyan evi olsun yağmalanıp tahrip edildi. Yapılan katliam sonucunda 3 Haziran 1098 akşam olurken Antakya'da hiçbir canlı Türk kalmamıştı. Seller gibi kan akan sokaklarda ve meydanlarda ancak cesetler üzerinden atlayarak yürünebiliyordu.
          Bu sırada Antakya'ya yardım amacıyla yaklaşmakta olan ve  Haçlılara korkulu rüyalar gördüren Musul  Emiri  Kerboğa'ya karşı kenti ve kendilerini savunma, Haçlıların şimdi en önemli meselesi idi. İç kale henüz ele geçmemişti. Bu nedenle Haçlılar, eğlenceyi ve yağmayı bırakıp bu hayati tehlikelere karşı tedbirler almaya koyuldular.
         Surların savunulması dükler ve kontlara arasında paylaşılırken, çıkabilecek bir salgın hastalığa engel olmak amacıyla yaz sıcağında hemen kokmaya başlayan cesetler askerler tarafından toplandı ve süratle gömüldü. Yağı-Siyan tarafından hapsedilmiş olan St. Peter Kadetrali ve diğer kiliseler temizlendikten sonra mukadderasatları iade edilerek ibadete açıldı. Yağı-Siyan tarafından hapsedilmiş olan patrik Ioannes kurtarılarak tekrar patriklik tahtına oturduldu.
         Yağı-Siyan'ın yardım çağrısına uyarak, Mayıs ayı başında Antakya'ya hareket etmiş ancak, üç haftayı, Urfa kuşatmasında boşu boşuna harcıyarak geç kalmış  olan Musul Emiri Kerboğa, Şam Emiri Dukak, Atabeg  Tuğtekin, Vessab bin Mahmud ve Cenah üd-devle Hüseyin  komutasındaki 400.000 kişilik büyük bir müslüman kuvveti, kent haçlıların eline geçtikten dört gün sonra, 7 Haziran 1098'de Antakya önlerine geldiler ve hala Şens üd-devle'nin kontrolündeki iç kale ile daha iyi ilişki kurabilecek olan dağ tarafına ve Asi kenarlarına yerleşerek, 10 Haziran'da kenti çepeçevre kuşattılar. Böylece birkaç gün öncesine varıncaya kadar aylardır Antakya'yı kuşatmış olan Haçlılar, kenti ele geçirdikten bir kaç gün sonra kuşatılmış duruma düştüler.
          İçkaleden gelen yardım çağrılarına cevap veren Kerboğa, Şems üd-devle'in ısrarla karşı çıkmasına rağmen iç kaleye kendi ordusundan Ahmet bin Mervan'ı ve adamlarını  yerleştirdi. Çünkü Kerboğa, iç kaleden kente sızmayı planlıyordu. Kerboğa'nın bu niyetini sezen Haçlılar, kalın bir duvar örerek iç kaleyi tecrid ettiler.
          Kenti kuşatan Müslüman birliklerin yaptığı saldırılarla Haçlılara büyük zararlar vermesi ve hatta 12 Haziran'daki saldırıda, güneybatı surlarında bir kulenin nerede  ise Müslümanlar eline geçecek duruma düşerken Haçlılar tarafından kurtarılması, surun buraya yakın kısmındaki bir çok mahallenin, birliklerin hareketini kolaylaştırmak amacıyla, Bohemond tarafından yaktırılmasına neden oldu.
          Kerboğa'nın giderek artan baskıları karşısında iyice sıkışan ve kenti ele geçirdiklerinde, ümit ettikleri kadar bol miktarda erzak bulamadıkları için kısa bir aradan sonra, ikinci kez çektikleri yiyecek sıkıntısı nedeniyle ağaç yaprakları, eşek, at eti ve  asma kütükleri ile sıcak suda yumuşattıkları ayakkabıları ve kalkanlarının derilerini  yiyerek ve atların kanını içerek hayatta kalmaya çalışan Haçlıların birçoğu açlıktan öldü.
          Bazıları, St. Simeon Kapısı'ndan yiyecek aramak için çıktıklarında Türkler tarafından öldürülürken, bazıları da ölüm korkusuna dayanamayıp, binbir tehlikeyi göze alarak, surların deniz tarafından St. Simeon Limanına doğru kaçtılar. Ülkelerinde refah ve debdebe içinde yaşayan soylu Haçlılar dahi, bir dilim ekmeğe muhtaç vaziyette, açlık ve sefalet içinde acı çektiler. Bu hayata dayanamayan, savaş alanlarının kahramanı melun vikontu Guillaume le Charpantier ikinci kez kaçtı. Kalanların da ölüm kenti olarak gördükleri bu yerde moralleri tamamiyle bozulmuştu.

Kutsal Mızrağın St. Pierre de bulunması Tam ekran resim için Tıklayınız...

         Açlığın, ümitsizliğin ve karamsarlığın dayanılmaz boyutlara geldiği o  günlerde, 10 Haziran 1098'de Marsilyalı bir papaz olan Pierre Bartholomaenus, Raymond'a giderek gördüğü rüyalarda St. Andreas'ın kendisine İsa  Peygamber'in göğsünü yaralayan mızrağın St. Peter Katedrali'nde mihraba yakın bir yerde gömülü olduğunu söylemesi üzerine sözü geçen yerde 14 Haziran 1098'de yapılan kazıda bir demir parçası bulan Haçlıların bozulan morallerini yükseldi, açlık ve düşmanın ezici baskısı bir anda unutuldu.

          Bir mucize niteliği taşıyan bu  olaydan sonra artık tanrının kendilerini koruyacağına ihali bir coşku içinde inanan Haçlılar, 27 Haziran 1098'de Kerboğa'ya Pierre I'Hermite ile Arapça ve Farsça bilen Herlouin adlı bir Frank'ı elçi olarak göndererek, kuşatmayı kaldırmasını istediler. Bu talebi reddeden Kerboğa, Haçlıların nasıl olsa bu zor koşullara daha gazla dayanamayarak er veya geç teslim olacaklarından emindi.

          Kutsal Mızrak'ın bulunması sonucu, yüreklenen ve kazandıkları yüksek moralle canlanarak, artık savaşmaktan başka çare kalmadığına inanan Haçlılar ertesi gün (28 Haziran 1098 sabahı) Asi  üzerindeki  müstahkem köprüden on iki havariyi hatırlatırcasına on iki kısma ayrılmış halde çıkarak, bir hurüc hareketiyle Kerboğa'ya saldırdılar. Bunların öncü birlikler olduğunu, asıl Haçlı ordusunun bunların arkasından geleceğini zannederek bu hücuma zamanında ve yeteri şiddette cevap vermeyen Kerboğa, geç kalan tedbirlere rağmen Haçlıların ilerleyişini önleyemedi.
          Müslüman ordusunu perişan ederek Demir Köprü'ye kadar kovalayan ve büyük bir kısmını kılıçtan geçiren Haçlılar, ihtişam ve lüksüne hayran kaldıkları müslüman çadırlarından büyük bir ganimet elde ettiler. Bundan arasında içinde uzun sokakları ve yüksek kuleleri ile bir kente benzeyen Kerboğa'nın muhteşem çadırını hayretler içinde dolaştılar.
         Savaşı dağın tepesinden seyreden iç kale komutanı Ahmed bin Mervan, Kerboğa'nın yenilgisi üzerine Haçlılara bir arabulucu göndererek, kentten serbestçe çıkıp girme izni karşılığında  iç kaleyi Bohemond'a teslim etti. Daha sonra Ahmed'in de içinde bulunduğu bir grup Hıristiyanlığı kabul ederek Bohemond'un ordusuna katıldılar. Bu yenilgi üzerine Musul'a dönen Kerboğa'nın  Antakya' yı kurtarma teşebbüsü böylece başarısızlıkla sonuçlanırken, Antakya'daki Haçlı hakimiyeti de kesinleşmiş oldu. Eğer Antakya'ya yardıma gelen müslüman güçler, Urfa kuşatmasında vakit kaybetmeden ve biraz çabuk hareket ederek Antakya surları önündeki Haçlıları kent düşmeden önce bastırabilselerdi, Haçlı Seferinin bundan sonrası belki de başarısızlıkla sonuçlanacak ve Antakya ile Kudüs'ün alınması ve oralarda Haçlı Devletilerinin kurulması hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti.
         Bir süre Antakya'da kalarak kendilerine çeki düzen veren ve Kudüs seferi için hazırlıklarını tamamladıktan sonra Kasım 1098'de Antakya'dan hareket ederek Antakya'yı ele geçirdikten yaklaşık bir yıl sonra 14 Temmuz 1099'da mukaddes kent Kudüs'ü de alarak büyük hedeflerine ulaşan Haçlılar, İstanbul'da Bizans İmparatoru Alexius'a yemin etmek suretiyle vermiş oldukları söze rağmen Antakya'yı imparatora teslim etmediler ve Bohemond'un ilk hakimi  olduğu Antakya Prensliği'ni kurdular. Bu arada ihanetinin ödülü olarak büyük zenginliklere kavuşan Firuz, terketmiş olduğu Hıristiyanlığa yeniden dönerek, Haçlılar ile birlikte Kudüs'e gitti. İki yıl sonra tekrar müslüman olan Firuz, iki tarafça da sevilmeyen bir insan olarak öldü.

GERİ

İLERİ