|
2. Eski Çağlardan Osmanlılara kadar Antakya |
 |
2.ı.
Haçlılar Dönemi |
2.
Bölüm
|

|
|
|
|
1097 yılının son günlerinde artık dayanılmaz hale gelmiş olan
açlığa bir çözüm bulmak için toplanan Haçlı liderleri
konseyinde, Bohemond ve Flandre kontu Robert'in komutasında 200.000 kişilik
bir birliğin yiyecek tedarik etmek üzere müslüman topraklarına
gitmesine karar verilmiştir. 29 Aralık 1097'de Hama istikametine hareket
eden bu birlik, rastladıkları bütün köyleri yağmalayarak yakıp
yıktılar ve Müslüman ahalisini öldürdüler. |
|
Büyük bir Haçlı birliğinin kamptan ayrılmasını fırsat bilen Yağı-Siyan,
Köprü Kapısı'ndan çıkarak ani bir hücumla Haçlılara saldırdı.
Raymond'un uyanıklığı ve zamanında müdahalesi sayesinde geri püskürtülen
Türkler'in zayiatı büyük olurken, Haçlılar'a da ağır kayıplar
verdiler. |
|
Hüküm süren kıtlık nedeniyle Haçlılar, zaman zaman küçük gruplar
halinde kamptan ayrılarak civardaki köyleri yağmalıyor, tedarik
ettikleri erzakı kampa getiriyorlardı. Geri dönüşlerinde
surlardan dışarı çıkarak birliklerinden ayrılmış olan haçlı
askerlerini pusuya düşüren Türklerin yapacakları baskınları önceden
görüp tedbir alabilecek amacıyla, kentin doğusunda Malregard (Kemgöz)
adını verdikleri bir kuleyi kısa sürede inşa ettiler. |
|
Türklerin gerek hurüc hareketlerinde ve gerekse St Simeon (Samandağ)
limanı yoluyla Kıbrıs'tan gelen yardım malzemelerini kampa taşıyan
konvoyları pusuya düşürmek için kullandıkları müstahkem köprüye
giriş-çıkışı kontrol etmek ve St. Simeon yolunu emniyet altında
tutmak amacılma, Asi'nin kuzeyinde müslüman mezarlığındaki
cami yakınında olduğu için La Mahomerie adını verdikleri bir kule inşa
ettiler. Böyle bir kulenin gerekli olduğunu fark ederek inşa tekniğini
yapmış olan, Toulouse Kontu Raymond'a izafeten Raymond Kulesi olarak da
anılan Kuleyi malzeme ve teçhizat yokluğu nedeniyle ancak İngiliz
donanması ile gelen yardımdan sonra 19 Mart 1098'de tamamlayabildiler ve
komutasını Raymond'a verdiler. |
|
Benzer amaçlarla, St. George Kapısı'nı da kontrol ederek bir başka
kuleyi de kapının karşısındaki dağın sırtını inşa ettiler ve
kulenin yönetimini Tancred'e bıraktılar. 5 Nisan 1098 tarihinde
tamamlanan bu kule Tancred Kulesi kulenin yer aldığı tepe de Tancred Dağı
olarak anılır. |
|
1097 Kasım ayı ortalarında St. Simeon limanına 13 gemi halinde gelen
Ceneviz ve Pisalılar'dan sonra, 4 Mart 1098'de Edgar Atheling komutasındaki
İngiliz gemileri ile getirilmiş olan erzak, silah, teçhizat ve kuşatma
cihazları desteği alan Haçlılar, kentin etrafında yaptıkları
tahkimatla kuşatmanın şiddetini arttırdılar. Kuşatmanın başında
gelmiş olan Ceneviz gemileri, daha sonra Haçlıların maneviyatını yükseltmişken
kuşatmanın ortasında ve kıtlığın bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü
bir zamanda, erzak, adam ve malzeme yükü ile gelen İngiliz donanması
Haçlıların sıkıntısını bir az olsun giderecek gibi idi.
Gelen malzemeyi, sağ salim Antakya'ya getirmek üzere St. Simeon Limanına
giden Bohemond ve Raymond komutasındaki birlik, dönüşte Türklerin hücumuna
uğradı. Kamptan yetişenlerin yardımıyla savuşturulan bu baskın, Türklerin
ağır kayıplar vererek Köprü Kapısı'ndan içeri çekilmeleriyle
sonuçlanırken, atlı ve yaya bin kişi kaybeden Haçlılar, yardım
malzemesini Türklerin elinden kurtarıp kampa ulaştırmayı başardılar.
La Mahomerie Kulesi'nin inşası bu olaydan sonra zorunlu hale gelmiştir. |
|
30 Aralık 1097'de vukubulan büyük depremin ardından yağan şiddetli
yağmurlar ve korkunç soğuk, Haçlılar için tahammül sınırını aşmış
olan zor şartların, daha da ağırlaşmasına neden olmuştur. Açlıkla
mücadelede Toroslar ve Amanoslar'daki Ermeni keşişler ve Süryaniler'in
getirerek yüksek fiyatlarla sattıkları yiyecek maddeleri yanında Urfa
Kontluğundan Sakız, Rodos ve Kıbrıs'tan sağlanan yiyecek ve şarap,
Haçlıların morallerini biraz yükselttiyse de ihtiyacı karşılayacak
ölçüde değildi. Açlığın baskısına dayanamayan bazı Haçlılar,
memleketlerine dönmek ya da daha zengin yörelere iltica etmek amacıyla
kamptan kaçıyorlardı. |
|
Ocak 1098'de Pierre I'Hermite adında bir keşiş ile Melun vikontu
Guillaume de Charpertier kamptan gizlice kaçtılar. Tancred'in
takibi sonucunda yakalanan kaçaklar, aşağılanmış bir şekilde
kampa geri getirildiler. Etienne de Blois isimli bir Haçlı
liderinin önderliğindeki büyük grubun da Antakya'nın Haçlılar eline
düşmesinden bir gün önce 2 Haziran 1098'de kampı terk ederek İskenderun'a
doğru gitmeleri çekilen sıkıntıların ve acıların ne boyutlara vardığını
gösteren bir diğer olaydır. |
|
Mayıs 1098 başında Musul Emiri Kerboğa, kendi kuvvetlerine katılmış
olan Bağdat ve İran'dan gelen güçler ile Artukoğulları ve Şam Emiri
Dukak'ın birliklerinden oluşan büyük bir orduyu komuta ederek, Haçlı
kuşatmasını kırmak üzere Antakya'ya hareket etti. Seferin ve ordunun
emniyetini sağlamak amacıyla, Urfa'yı (ki oraya, Haçlılar tarafından
yeni kurulmuş olan Urfa Kontluğu hakimdi) üç hafta süreyle kuşattı.
Bu uğraşın, güç ve zaman kaybına neden olduğunu anlaması üzerine
kuşatmayı kaldırarak Antakya'ya doğru yola koyuldu. Kerboğa'nın
Antakya'ya yönelmesi, Haçlılar arasında büyük telaşa neden oldu. Bu
durumda ya kuşatmadan vazgeçip ülkelerine dönme çareleri aramak ya
Kerboğa ile Yağı-Siyan arasında kalarak Antakya surları önünde ölüp
gitmek ya da ne yapıp yapıp kenti ele geçirmek arasında bir tercih
yapmak zorunda idiler. |
|
Yedi ay 13 gün süren ve büyük bir bölümü açlık, yokluk, sefalet
ve özellikle son günleri, Kerboğa komutasında, Antakya'ya gelmekte
olan büyük bir ordunun verdiği ölüm korkusu ile geçen kuşatma
sonunda Haçlılar, kahramanlık, sabır ve askeri güçle yapamadıkları
işi kurnazlıkla hallettiler ve kenti bir ihanet ile ele geçirme planını
başarı ile uygulayarak, 3 Haziran 1098 sabahı kente girdiler. İhanet
planının tasarlanması, hazırlanması ve uygulanması sırasında
cereyan eden olaylar, komplonun oluşumunda rol alan kişiler arasında
yapılmış konuşmalara varıncaya kadar, bütün ayrıntıları ile
bilinmektedir. Antakya'nın Haçlılar
tarafından zaptedilmesi, değişik kaynaklarda birbirinden çok az
farklarla benzer şekilde anlatılır. |
|
Antakya hakimi Yağı-Siyan'ın güvenini kazanmış Ermeni asıllı bir
muhtedi olan Firuz adında bir komandan ile ilişki kurmayı başaran
Bohemond, surlardaki üç kulenin savunulmasından sorumlu bu kişiye
tekrar Hıristiyanlığı kabul etmek ve kentin ele geçirilmesinde işbirliği
yapmanın karşılığı olarak çok büyük vaadlerde bulundu.
Bohemond'un son güne kadar diğer Haçlı liderlerine dahi
duyurmadan yaptığı bu çok gizli haberleşme sonucunda Firuz, Bohemond
ile anlaşarak kenti satmayı kabul etti ve rehin olarak oğlunu
Bohemond'a gönderdi. 2 Haziran'ı 3 Haziran'a bağlayan gece gerçekleştirilmesi
karalaştırılan ve taktiği Firuz tarafından verilmiş olan
ihanet planına göre, 2 Haziran'da bütün Haçlılar başlarında
Bohemond olduğu halde, Müslüman topraklarının istila etmeye (ya
da Kerboğa ile savaşmaya) gider gibi hareket ederek kamptan uzaklaşacak,
gece yarısından sonra sessizce geriye dönerek kendisinin koruduğu İki
Kızkardeş Kulesi altına geleceklerdi. Firuz onları kulenin üstünde
bekleyecek ve yukarıya tırmanmalarına yardım ederek surları aşıp
kente girmelerini sağlayacaktı. |
|
Bohemond, bu planı ancak o gün Haçlı liderlerine açıkladı ve Kerboğa'nın
güçlü bir ordu ile yaklaşmakta olduğundan bahsederek, kuşatmayı
kaldırmanın utanç verici ve tehlikeli olacağını, kenti zaptetmekten
başka çareleri kalmadığını ve savaşın sadece silahla kazanılamayacağını
söyleyerek, Firuz ile vardığı mutabakatı nakletti. Bazı Haçlı
liderlerinin böyle bir yolun Haçlılara yaraşmayan şerefsiz bir çözüm
olacağı şeklindeki itirazlarına rağmen, plan aynen uygulandı ve
kararlaştırılan zamanda İki Kızkardeş Kulesi'nden Firuz'un sarkıttığı
bir ip merdivenle kulenin üstüne tırmanan küçük bir Haçlı birliği,
yakındaki kuleleri de ele geçirdikten sonra o civarda bulunan bir kapıyı
açarak, dışarıda beklemekte olan kalabalık Haçlı grubunun içeriye
bir sel gibi akmasını sağladı. 3 Haziran 1098 sabahı gün ağarırken
sesler ve gürültülerle uyanan Antakya halkı, sokaklarda Haçlı
askerleri ile karşılaştı. |
|
Haçlıların surların içine girmesi ile herşeyin bitmiş ve kentin düşmüş
olduğunu fark eden Yağı-Siyan, yanında birkaç kişi olduğu halde, iç
kalenin dağ tarafındaki çıkışı olan Demir Kapı'dan dağlara doğru
kaçtı. Atları dinlendirmek için verdiği bir mola sırasında,
kendisini teşhis eden Ermeni köylüler tarafından yakalanarak öldürüldü
ve kesilen başı yüklüce bir mükafat karşılığında Bohemond'a
getirildi. |
|
Bu sırada oğlu Şems Üd-devle, bir grup Türk askeri ile birlikte,
kente girmiş olan Haçlılar yetişmeden iç kaleye (citadel) ulaşarak
oraya sığınmayı başardı. Haçlılar, iç kaleyi ele geçirmek için
bir kaç başarısız hücumdan sonra şimdilik bundan vazgeçerek kentin
yağmasına ve katliama giriştiler. |
|
Bohemond, surların üzerinde ulaşabildiği en yüksek noktaya erguvani
renkte bayrağını dikti. Kentin dışındaki Haçlı kampını korumak için
orada kalan ve olan biteni uzaktan seyreden Haçlılar, Bohemond'un
surlarda dalgalanan bayrağını görünce sevinç çığlıkları atarak
kente doldular. |
|