Şu anda İstanbul da yaşamını sürdürdüğü halde Antakya aşkı hiç tükenmeyen ve bu çok değerli kaynakları siz ziyaretçilerimize sunan Sayın Baki BİLGİLİ 'ye sonsuz Teşekkürlerimizle...

KAYIP ZAMANLAR VE ANTAKYA

Özellikle son yüzyılda modern kozmoloji, arkeoloji,jeoloji ve antropoloji  bilimlerinin gelişmesi sonucunda ortaya çıkarılan önemli bulgular günümüz insanını  şaşırtmaya devam ediyor. İnsanoğlu bir yandan modern kozmoloji vasıtasıyla, hızla evrenin gizemini çözmeye çalışırken bir yandan da kendi geçmişiyle ilgili araştırmalarını her gün yeni boyutlara taşıyor. Bilim adamları keşif diye ortaya koydukları bu bulgulara sadece modern tekniklerle ulaşmıyorlar, eski çağlardan günümüze ulaşan antik hikayelerden yani mitlerden de faydalanıyorlar. Bir zamanlar efsane nazarı ile bakılan hikayelerin gün geliyor gerçek olduğu ortaya çıkıyor.

Bütün bu çabalar geçmişi günümüze bağlayan yollarda hala gizemini koruyan antik uygarlıkların bilinmezlerinin ortaya çıkarılmasıyla ilgili. Tarihe zaman cetveli dersek, aradaki boşluklara ben “Kayıp Zamanlar” diyorum.

Antakya “Kayıp Zamanlar” a sahip, dünyada ender şehirlerden birisi ve bu kent hayatım boyunca benim için hep sürprizlerin, gizemlerin başkenti olmuştur.

Başlangıçta bunu sadece orada doğmuş,büyümüş olmanın verdiği bilinçsiz bir aidiyet duygusu zannediyordum. Düşüncelerim zamanla yerini çocukluğumun geçtiği bu şehri daha fazla tanımaya, araştırmaya yöneltti, her fırsatta yaptığım okumalarımda, incelemelerimde gördüm ki  uygarlık tarihinin gelişiminin birçok safhasında Antakya’nın önemli bir misyonu vardı ve birbirinden bağımsız,alakasız gibi görünen olaylar bir şekilde Antakya üzerinden birbirleriyle ilintili hale geliyorlardı. Antakya benim için artık “Kayıp Zamanlar” ın başkentiydi.

Bu yazı dizisinde İ.Ö 41000 den itibaren (bugün için) efsane uygarlık “Atlantis” de dahil olmak üzere insanlık tarihinin kayıp zamanlarının yollarının Antakya’da nasıl kesiştiğini  okuyacaksınız.

ANTAKYA’YA DOĞRU

 

Antik çağa ait birçok efsane zamanla önemini yitirmiş olmasına rağmen  Mu  ve Atlantis Efsaneleri dünya çapında antik kültürün çatısını oluşturmuşlardır. Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilim adamları arasında  zaman zaman  büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların nihai sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir.

Bilimsel bilgi araştırmalarını sürekli olarak gözden geçirir ve buluşlarını somut verilere dayandırmak ister.Yapılan keşiflerle:Antakya dünya uygarlık tarihinin gizemlerinin çözülmesinde 19. yüzyılın başından itibaren tarih öncesi çağ araştırmacılarının ve bilim adamlarının nadide bir laboratuarı haline gelmiştir.     

 
ATLANTİS NEREDE ?
 

İnsanoğlunun yüzyıllardır ilgi odağı olmaya devam eden Atlantis efsanesi ilk olarak Plato’nun diyaloglarında geçer. İ.Ö 421 yılında Sokrates’in evinde yapılan felsefi bir sohbette Atinalı devlet adamı Kristias Ünlü Yunanlı şair Solon’un Mısır da bulunduğu sırada Mısırlı bir rahibin aktardığı bilgilerden yola çıkarak İ.Ö 9000 yılında gerçekleştiği sanılan Atlantis efsanesi olayını dedesi Dropides’e aktardığını anlatır.

Bu toplantıda Sokrates’in talebesi olarak bulunan ve notlar alan Plato daha sonra yazmış olduğu diyaloglarında Atlantis  efsanesinden bahseder. Efsaneye göre Cebelitarık boğazının önünde Atlantik okyanusunda Atlantis isimli dev bir ada vardı.Adanın sakinleri çok yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşmışlar: Batı Akdeniz’den Avrupa’ya ve Amerika’ya ulaşan büyük bir imparatorluk kurmuşlardı.Zaman içinde güçlerine güç katan Atlantisliler Yunanistan ve Mısır’da dahil olmak üzere tüm  Akdeniz ülkelerini ele geçirmek amacıyla yaptıkları son seferde Helenlerle savaşa tutuştular ancak Helenlerin güçlü direnişi karşısında savaşı kaybettiler ve neticede Akdeniz’deki hakimiyetlerini de yitirmiş oldular. Efsaneye göre bu savaştan kısa bir müddet sonra bütün Akdeniz bölgesi tufanlar ve depremlerle sarsıldı, binlerce insan hayatını kaybetti Atlantis adası denize gömülerek yok oldu.

            İnsanlık tarihini derinden etkileyen Atlantis efsanesi 1882 yılında Amerikalı araştırmacı Ignatus Donnelly’nin yazdığı “Atlantis Tufan Öncesi Diyar” adlı eserinden sonra dünya mitolojisine ve antik geçmişe ilgi duyan  araştırmacıların ve bilim adamlarının gündeminde yeniden ilk sıraya oturdu, birçok kurgu romanında konusu oldu. Araştırmacı Kemal Menemencioğlu’na göre “Jules Verne, H.G. Wells ve Conan Doyle gibi tanınmış yazarlar romanlarında Atlantis konusunu işlediler.Bunların haricinde klasik  tezden uzaklaşıp Atlantis’in İsveç'te, İsrail'de, Kuzey Kutbu'nda, Spitzbergen adasında, Amerika'da, İspanya'da, Tunus'ta, Kafkasya'da, Almanya'da ve son olarak Thera veya Santorini  adasında ve daha başka  yerlerde olduğunu iddia eden eserler yazıldı”. Bu eserlerin sayısı binlerle ifade edilmektedir.

             Atlantis efsanesi Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast ile yeni boyut kazandı 1990 yılından beri Atlantis’in yeri konusunda araştırmalar yapan Robert Sarmast: Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı. Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresinin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmast’a 1980 li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdeniz’de deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı. Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı.

            Sarmast “Discovery Of Atlantis” isimli ünlü eserinde Atlantis’in bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı.  

           Sarmast’la yaptığım muhtelif yazışmalarımda araştırmalarında İskenderun körfezinde  özellikle Arsuz,Samandağ kıyılarını ve Antakya’yı göz ardı etmemesini vurguladım, bölgede devam eden bilimsel çalışmalar hakkında bilgi verdim,dokümanlar yolladım. Bana göre efsane uygarlık Atlantis: Kıbrıs’la Suriye arasındaysa bu alandan yaklaşık 70-80 mil uzaklıktaki Arsuz,Samandağ kıyılarının ve Antakya’nın bu oluşumun dışında olmasına imkan yoktu.  

            Robert Sarmast Akdeniz’de Güney Kıbrıs’tan Suriye’ye doğru 50 mil mesafede “Atlantisi” keşfetmek için çalışmalarını sürdürürken, geçtiğimiz hafta bu bölgede deniz yüzeyinden yaklaşık 1500 metre derinlikte Atlantis’le ilgili kalıntılara ulaştığını dünya kamuoyuna açıklamış ve bu beyanı tüm dünyada heyecanla karşılanmıştır. Muhtemeldir ki Sarmast’ın araştırmaları kısa bir süre sonra Arsuz ve Samandağ kıyılarına uzanacak ve Atlantis’in  hikayesi Antakya’yla kesişecektir.  

 

Sayfa 1

Sayfa 2

 

 AntakyaRehbeR.com Ana Sayfası İçin Lütfen Tıklayınız...